FizyoAktif E-Dergi "FizyoAktif" de sizler de yazılarınızla yer almak istiyorsanız aşağıdaki iletişim bilgilerinden bizlere ulaşınız. |
Türkiye'de düzenlenen kurslar ve ücretleri
Degerli arkadaslarim,
Devamını oku...
Son gunlerde gruplarda pek cok konu tartisiliyor ozellikle SUT ve MEB'ten sonra en cok ilgili goren konu kurslar. Ben bir kac soz soyleyip konuyla ilgili bildiklerimi paylasmak isterim. --- TFD'nin okuldaki hocalarimizdan olusmus bir komisyonu var Bilim Egitim Arastirma Komisyonu bu komisyon Hatay'da yapilan toplantida verilen hizmet ici egitimlerle ilgili bir yonerge hazirlamis bunu TFD bizlere iletti. (Kac kisi okudu bilmiyorum) Bu yonergeyi okuyunca sunlar anlasiliyor.Isteyen TFD'ye yazip talep etsin tekrar. --- 1-Herkes klinik yada akademik kisisel tecrubesini bir seminer anlatarak paylasabilir, ancak bunun icin az yada cok bir ucret talep ediyorsa etik kurallar burada devreye giriyor. Acaba bu kisinin ben bu isi biliyorum demesi yeterli midir ? Mesala benim 2700 seans pilates deneyimim var çıkıp kurs veriyorum diyebilir miyim? Bir konuda bilginiz oldugunu nasil ispatlarsiniz ? Insanlara elle tutulur gozle gorulus kanitlar sunmalisiniz. Sertifikalariniz, Yayinlariniz, Calistiginiz yerler, bu konuda yaptiginiz gozlem ve klinik ziyaretleri...vb Ben biliyorum siz bana inanin merak etmeyin odediginiz ucretin karisiligini verecegim diyen bir kisiye mi itibar edersiniz yoksa bunun belgeleyen bunu size referanslari ile gosterebilen birine mi ? "Tilki Uykusu"Hepimiz ayrı hayatlarda çoğunlukla yoğun, kalabalıklar arasında, sağlıksız ortamlarda, havasız odalarda ve illaki stres yüklü bir zamanı yaşıyoruz. Olumsuz koşullar öyle çokki saymakla bitmeyecek kadar.. Yaşadığımız/yaşlandığımız zamanı daha verimli ve keyifli bir hale getirmek için olumlu düşüncenin öncelikli öneminin yanısıra, hep dillendirdiğimiz ‘yaşam kalitemiz’i arttırmak adına ufak ‘yaşam tarzı tarzı değişiklikleri’ ne kadar da konu oluyor cümlelerimize.. Kendimize ve çevremize söylediğimiz yalanlar var, nasıl olduğumuz sorulduğumuzda iyi olduğumuzu söylememiz gibi en basitinden.. Oysa iyi değil bedenlerimiz, bedenlerimiz özgür değil.. Fiziksel aktivite eksiğimiz yüzünden kronik ağrılarımız var, esnek değiliz, zayıf bir gövdeye sahibiz; ve geleceğimizi şimdiden zincire vurmak gibi bu yaptığımız.. kimbilir belki de yap(a)madıklarımız.. Kendimizi umursamıyoruz; özgür yaşamayı, ama gerçekten özgür olmayı göz ardı ediyoruz.. Yeterince egzersizle ve tertemiz akciğerlerle uzun soluklu bir hayatın, kendi hayatımızın keyfini sürmek, işte bizi daha zengin ve özgür kılacak olan bu.. Kendi hayatımızı başkalarınınmış gibi yaşamayı bırakmak bir anlamda.. Bu keyfin tadına varmalı.. Fiziksel aktivite eşittir fiziksel özgürlük, hayata daha güvenli devam etmek elimizde iken bunu lehimize çevirmiyor oluşumuz enteresan aslında.. Egzersizin meydan okuduğu obesite, diabet, kalp-damar hastalıkları gibi pek çok hastalık bize uzak kalabilecekken nedendir bu erteleme? Ve ertelenen zaman ne zaman gelecek? Aslında hep ’sonra ’ sına attığımız planlarımız bu zamanın sonrasına atılmıyor benim fikrime göre, bizi geriye götürüyor. İleri yöne ertelediklerimiz aslında beden sağlığımızı her ‘daha sonra’ larımız sebebiyle yitirilen fiziksel kalite olarak yüzümüze çarpmayı bekliyor, hem de bir yığın halinde.. Kendi hayatlarımıza şu an gözlerimizi kapattığımız yığınla borcumuz birikiyor.. Tilki uykusundayız .. Bu uyku halini üzerimizden atarak özgürlüğümüze adım atmayı öneriyorum. Başkalarına tavsiye ettiklerimizi kendi kulaklarımıza duyurmayı başarmamız lazım. Sağlık demogojilerinden her türlü demogojiden fazlasıyla bıkmışken artık, lafı sündürmeden ben sadece uyuyan bedenlerimizi uyandırmayı ve sonrasındaki psikososyal gelişimin artan özgüvenle birlikte hayatlarımızın tadını değiştireceğini iddia ediyorum.. Fzt.Tuba Ergene Dr.Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Haydarpaşa / İstanbul / Türkiye
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
"Özgüven"Bireylerin toplumu oluşturması, tutunması ,başarılı olması ve başarıya endeksli mutluluğu acaba en iyi nasıl elde edilebilir? Kıyaslamasız , salt kendimizle yarış halinde olmamız mümkün kılınabilir mi? Kimliksiz hissettiğimiz anlar var mı kendimizi? Tüm bu sorulara 'özgüven yoksunluğu' yanıt olarak bir rota çizebilir mi ? Bence en azından bu sorunun yanıtı evet :-).En tehlikeli özelliklerden biridir özgüvensizlik.Hayatın her anında yolumuza çıkan taşlara takılmamızı sağlar.Bazen bir yanımız incinir,bazen kanar,bazen de ucuz atlatırız tehlikeleri. Mesleki özgüvensizlik ne yapar peki?Acaba bizi kimliksizliğe iter mi? Bilinçaltı buna inanır mı?Çırpınmalar haline mi gelir haklı savunmalar? Kendi içinde rüştünü ispatlayamamak nasıl birşeydir bir meslek ya da meslek çalışanları için? Susup izlemeli mi insan zaman zaman ?Bazen susmak ve kendinin farkında olmak daha iyi olabilir mi? Çok ses gürültüden başka fikir cümbüşüne dönüşebilir mi? Sorular,sorular,sorular...Artık biraz susup izleyelim, kendini ispatlamış bir mesleğin mensuplarıyız biz.Sürekli ifade sorunu olan insanlar gibi görülmeye başladığımızı düşünüyorum.Özgüven ve çalışkan karakter yeterli her kapıyı açmak için bu nedenle herkese kolay gelsin... Fzt. Nalan ÖNDER İLETİŞİM Mail : Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Msn: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir "İnsanlar vardır.."
İnsanlar vardır; çalışmaktan zevk alan, yeni bir şeyler üretmek isteyen ve asla çıkar gözetmeyen…
İnsanlar vardır; mesleğini severek yapan ve insanlara sevdirmeye çalışan… İnsanlar vardır; sadece kendi çıkarlarını düşünen,etik değerleri umursamayan ve mesleğini sadece para kazanmak için yapan… İnsanlar vardır; olumsuz her şeye rağmen,yalnız kalmalarına rağmen, evini,işini ve arkadaşlarını ihmal etmek pahasına mesleğini düştüğü zor durumdan kurtarmaya çalışan… İnsanlar vardır; gönüllü çalışan ve gecesini gündüzüne katan meslektaşlarının yaptıklarını yeterli bulmayan ama işlere de bir katkıda bulunmayanlar. Tek yaptıkları konuşmak olan insanlar…Şovu sever bu insanlar ama bilmezler ki herkes kimin neler yaptığını bilir… Ve insanlar vardır içinde fırtınalar kopsa da dışarıya hiç bir şey belli etmeyen insanlar... Artık içinizdeki fırtınaya kulak verin. Çevrenizdeki olumsuzluklara ve sorumsuzluklara bir son verin. Bu yazımı çevresindeki olumsuzluklara kayıtsız kalan insanlara ithaf ediyorum. Bizler sustukça birileri susmayacak... O yüzden artık susmak yok..! Çevremizde aynı meslekten olmamıza rağmen kuyumuzu kazmaya çalışanları artık görmeliyiz. Umarım anlatmak istediklerimi anlatabilmişimdir. Fzt. K. Zafer AKSUNGUR İLETİŞİM BİLGİLERİ Mail : Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Msn : Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir İş güçSon günlerde KIYMET BİLME üzerine düşünüyorum. Kıymet bilme... Günümüzün,ailemizin,işimizin,sağlığımızın,yetilerimizin vs... Ayrıca,İŞİNİZİN KIYMETİNİ BİLİN sözü de epey moda şu sıralar.Küresel kriz,bizde çok bilindik olan işsizliği,dünyada bilmeyenlere de ne yazık ki tattırmaya başladı. Geçenlerde, bir televizyon programında Çağan Irmak'ın çok beğendiğim son filmi ISSIZ ADAM'a benzetme yapılmış ve İŞSİZ ADAM olarak değiştirilmiş.Hoş bir benzetme olmuş doğrusu.Zor durumlardan beslenebilen mizahımız işte.:-) Herkes payını alırken bu krizden acaba biz daha nasıl sürprizlerle karşılaşacağız?Hoş...Bizim sorun yaşamamız için krize mrize ihtiyacımız da yok.Çünkü biz kendi kendine çalkalanmayı becerebilen bir meslek grubuyuz.ÖSS'ye hazırlanan öğrencilerden fizyoterapistlik adına sorular geldiğinde önersem mi önermesem mi diye düşünür oldum doğrusu.Ama artık klişeleşmiş bir yanıtı kendime sabitledim,rahat ettim.SEVMEDEN YAPILACAK BİR İŞ DEĞİL diyorum.Çok da doğru bir cümle.Bir insan sevmese,kendisini motive etmese mutsuz günaydınlar girmeye başlar hayatına. Bazen öyle oluyor ki kafam başka yönde çalışmaya başlıyor yorgunluktan.Hiç oturamadan yoğun bir beden çalışmasıyla geçen saatler,bir yandan da sürekli yapılan açıklamalar...İnsanlara daha sağlıklı olabilmeleri için anlatma,açıklama ihtiyacı duyma.Böyle yoğun geçen bir günün sonlarına doğru insan ,bazen, acaba bant kaydı mı yapıp çalışsam diyor.Gerekirse playback de yaparım diye geçiriyorsun içinden,konuşmaya mecalin kalmadığı için.:-) Sonra üretken yanın devreye giriyor ve Allah'tan seni motive ediyor.Deneyimle boşlukları,yanlışları tesbit edebilir hale geliyorsun. 'Acaba daha faydalı nasıl olurum?' gibi düşünceler kafanı kurcalıyor ve eve sıçrayan ama seni mutlu eden çalışma saatleri başlıyor.Araştırıyorsun...İşine olan motivasyon seni hayata da motive ediyor.Eh bu da hayatı anlamlandırmanın yollarından biri bana kalırsa. Bizim mesleğimizin de her meslek grubunda olduğu gibi çalışkan ve üretken bireylere ihtiyacı var.Çünkü bizi farklı ve güçlü kılan ARAŞTIRMAK,ÇALIŞMAK,ÜRETMEK... Herkese kolay gelsin...:-) Fzt. Nalan ÖNDER İLETİŞİM Mail : Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Msn: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir |
| Sayfa 1 > 3 |